Geçtiğimiz günlerde Obsidian’in en son çıkan oyunu The Outer Worlds 2’den nefret edince “Acaba ben direkt Obsidian oyunlarını mı sevemiyorum?” diye düşünmeye başlamıştım. Bu yüzden ben de Obsidian’in unutulmuş bir oyunu olan 2010 yapımı Alpha Protocol’ü oynamaya karar verdim ve net bir şekilde şunu söyleyebilirim ki bu oyun gayet iyi.

Alpha Protocol’ü açar açmaz ilk hissettiğim şey oyunun Mass Effect’e çok benzediğiydi. Sanki günümüzde geçen, bilim kurgudan uzak, casus temalı bir Mass Effect oynar gibiydim. Oyunun ana karakteri Thorton bile Mass Effect’in ana karakteri Shepard’a benziyordu. Bir Mass Effect sever olarak bu daha ilk başta oyuna içimi ısıttı.

Nedir Bu Alpha Protocol?
Alpha Protocol bir aksiyon RPG oyunu. Ancak pek örneğine rastlamadığımız türden. Oyunlar genelde modern zamandan, modern gerçeklikten olabildiğince farklı dünyalar sunmaya çalışır. Kimisi bunu geleceğe, kimisi geçmişe giderek yapar. Alpha Protocol günümüzde kalıyor. Bir düşününce aslında bu tarzda oyun çok fazla olması gerek gibi geliyor. Filmlerde, dizilerde günümüzü görmeye alışık olduğumuz için oyunlarda da benzer bir şey olduğunu zannediyoruz ama hayır. Günümüzde geçen James Bond vari bir aksiyon oyunu neredeyse hiç yok. Alpha Protocol bu boşluğu gerçekten güzel durduruyor. Oyunun kalitesinden bağımsız, sırf bu nedenlerden ötürü bile eğer bir gün olur da Alpha Protocol 2 duyurulursa oyunu hazırda beklerim.
Oyunda Michael Thorton adındaki bir karaktere hayat veriyoruz. Oyuna başlarken bir karakter geçmişi seçiyorsunuz. Asker, ajan, teknoloji uzmanı gibi seçenekleriniz var. Oyunda toplamda 6 tane farklı karakter geçmişi seçeneği var. Ben Veteran olarak oynadım. Normalde bu geçmişe sahip olmak için oyunu bir kez bitirmeniz gerekiyor ancak ben bir mod aracılığıyla böyle oynadım. Oyun oldukça eski olduğu için birkaç mod kurmuştum, oyunu öyle oynadım.

Neyse, konumuz bu değil, devam edelim. Her karakter arkaplanına göre hikayede ve yetenek ağacınızda farklılıklar oluşuyor. Dilerseniz oyuna herhangi bir adam olan çömez olarak da başlayabilirsiniz, dilerseniz yılların ajanı olarak da. Bu oyunun rol yapma deneyimine zaten büyük bir katkı sağlıyor.
Oyunun belki de en takdir ettiğim yanı diyalog seçimleri oldu. Diyaloglar çok güzel yazılmış ve üstüne seçimleriniz gerçekten oyuna etki ediyor. Mass Effect tarzı oyunlarda gördüğümüz iyi, kötü ve nötr diyalog seçeneği yerine agresif, sakin, profesyonel ya da alaycı diyalog seçeneklerimiz var. Öncelikle bu çok hoşuma gitti. Daha gerçekçi hissettiriyor. Yönettiğiniz, seçimlerini yaptığınız karakterin bir karikatür olmadığını, gerçek yaşayan bir insan olduğunu güzel yansıtıyor. Yeri geldi ben bu oyunun içinde mail bile yazdım. Oyun boyunca tanıştığınız karakterlere mail atıp iletişiminizi devam ettirebiliyorsunuz. Örneğin bir operasyon sırasında öğrendiğim bir bilgiyi ben bir gazeteciyle paylaştım. Ama istersem kara borsada satmayı da tercih edebilirdim. Yaptığınız seçimler gerçekten oyuna etki ediyor. Bu seçimleri yapmak sadece diyalog seçmekten ibaret değil. Örneğin gizli gitmem, kimseyle çatışmaya girmemem gereken bir görev var. Eğer bu görevde gidip insanları öldürürsem, o görevdeki karakterlerden biriyle aram bozuluyor. Ya da bazen oyun size seçenekler sunuyor. A kapısından geçersen bombayı etkisiz hale getirebilirsin, ama B kapısından geçersen rehineyi kurtarabilirsin gibi. Oyun size bu tarz seçimleri oynanış sırasında da yaptırıyor.
Yaptıklarını oyun dünyasına etki ediyor. Örneğin bir yere gizli bir operasyona gittiniz, ancak işler beklenildiği gibi gitmedi ve bir sürü çatışma çıktı. Televizyonda bu çatışmadan bahsediyorlar. Her görev sonrası televizyonlarda neler konuşulduğuna bakmak gayet güzel.

Oyunun hikayesine fazla değinmek istemiyorum. Ne kadar az bilip oynarsanız o kadar keyif alırsınız diye düşünüyorum. Kabaca, Alpha Protocol projesine katılmış bir ajansınız. Görevler sırasında yaşanan bazı olaylardan ötürü size ait tüm kayıtlar silinir ve bir teröristmişçesine hizmet ettiğiniz ülke tarafından aranmaya başlanırsınız. Oyun boyunca size bu komployu kuranları bulmaya ve onları durdurmaya çalışıyorsunuz.
Oyunun çok özgün bir hikayesi olduğunu söyleyemem. Ancak oynaması gayet keyifli bir hikayeye sahip. Özellikle diyalog yazımı ve sunumu çok iyi. Mafia 1 vari bir hikaye sunumu var oyunun.
Bir RPG oyununda diyalogların iyi yazılması çok önemlidir ve Alpha Protocol bu konuda gerçekten başarılı. Ben oyun boyunca karşıma çıkan herkesle dalga geçtim ve çok keyifliydi, size de öneririm.
Diyaloglarla birlikte karakterler de gayet iyi yazılmış. Hikayede yeri olan hiçbir karakter bir kişiliğe sahip değilmiş gibi hissettirmiyor. Her karakterin bir yaşam gayesi, orada olmasının bir nedeni var. Hadi bu da başka bir kötü adam değil kimse. İyi kötü her karaktere bir derinliğe sahip.
Oyun boyunca ajanların dünyasında oynuyorsunuz. Her an ihanete uğrayabilme ihtimaliniz var, bu yüzden kime güveneceğinizi iyi seçmeniz gerekiyor. Oyun boyunca birçok karakterle tanışıyorsunuz ve bu karakterlerin her biriyle bir ilişki puanınız oluyor. Bu puana göre onların davranışları da değişiyor. Bu noktada Cyberpunk 2077’nin Phantom Liberty DLC’sindeki o ajan işleriyle benzer bir hava olduğunu söyleyebilirim.

Oyunun hikayesi gereği birçok farklı ülkeye gidiyorsunuz. Hangi ülkeye hangi göreve hangi sırayla gideceğiniz tamamen size kalmış. Oyun, Suudi Arabistan’da açılıyor ve buradaki görevleri bitirdikten sonra Rusya, İtalya ve Tayvan’da kafanıza göre takılabiliyorsunuz. Bu da oyuna güzel bir özgürlük katıyor. Görevlerin birbirine direkt bağlantılı değil. Örneğin bir şehre gittiniz, karşınıza 2 tane görev çıktı. Birini yaptınız diyelim, o görev sırasında edindiğiniz istihbarata göre yeni görevler karşınıza çıkıyor.
Bu görev yapısını gayet beğendim. Bilgi edin, yeni görevler aç, onlardan edindiklerinle yeni görevler aç. Bu döngü sizin bir istihbarat ajanı olduğunuzu ve yaptıklarınızla hikaye içinde ilerlediğinizi gerçekten çok iyi hissettiriyor. Görevleri istediğiniz sırayla yapabildiğiniz oyunlarda genellikle bir hikaye sıkıntısı olur. En yakın zamandan buna Assassin’s Creed Shadows’u örnek verebilirim. Orada da görevleri istediğiniz sırayla yapabildiğiniz için genel bir ana hikaye akışı yoktu, bu da hikayeyi sönükleştiriyordu. Alpha Protocol bu işin altından iyi kalkmış. Bu görevleri aynı sırayla, çizgisel bir oyun olarak sunsalardı hiç sırıtmazdı.
Oyunu övdük, övdük. Ancak hepimizin bildiği üzere Alpha Protocol serisi devam edemedi. Çünkü oyunun maalesef büyük sorunları var. Oynanış her Obsidian oyununda olduğu gibi kütük. Yalan olmasın, geçtiğimiz yıl çıkan The Outer Worlds 2’yi oynamaktansa bunu oynamayı tercih ederim. Ancak bu oyunu kurtarmıyor.
Oyun size özgürce oynama imkanı sunuyor. İsterseniz bir gizlilik oyunu gibi sessiz sessiz ilerleyebilirsiniz, isterseniz de önünüze çıkanı vura vura ilerleyebilirsiniz. Oynanış tarzları arasındaki farkın yeterli bir şekilde sağlandığını düşünüyorum, en azından 2010’ların standarları için. Yavaştan oyunun neden başarılı olamadığına gelelim:
Oynanış… Ah Şu Oynanış…
Oyun, görebileceğiniz en garip ateş etme mekaniklerinden birine sahip. Normalde bir nişancı(shooter) oyunundan ne beklersiniz? Ekranın ortasında bir nokta, bir çarpı ya da bir artı olur ve ateş ettiğinizde mermi o noktaya yakın bir yere gider. Hah işte Alpha Protocol’de bu böyle değil ve bu oyunun belki de bugünü görememesinin en büyük nedeni.

Ekranınızın ortasında dev bir halka var. Kullandığınız silaha göre değişmekle birlikte, neredeyse ekranın tamamını kaplayan dev bir halka. Ateş ettiğinizde mermi bu halkanın içinde bir yerlere özerkliğini ilan edermişçesine gidiyor. Zamanında oyunu yaparken “RPG oyunlarında zar atma/rastgelelik olmak zorunda.” diye düşünmüşler ve böyle bir nişangah sistemi kullanmaya karar vermişler. Oyunu oynayacaksanız kolay modda oynamanızı bu yüzden öneriyorum. Zaten nişan almak zor, bir de yüksek düşman canlarıyla uğraşmayın.
Oynanış sadece adam öldür, geç döngüsüyle ilerlemiyor. Bir sürü hackleme, kilit kırma sekansı var. Örneğin gizli giderken yakalanırsanız alarmlar çalmaya başlıyor. Etrafınızı temizleyip alarmı kapatmaya gidiyorsunuz ki daha fazla düşman gelmesin. Bu sırada küçük bir mini oyun çıkıyor. Bu tarz mini oyunlar var oynanışın içinde. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu mini oyunları yapanlar oyunu oynamamışlar, en azından PC sürümünü.

Ekranda rastgele harflerin ve sayıların aktığı bir menü geliyor karşınıza. Tüm bu akan karakterlerin arasında 2 tane sabit karakter dizisi var. Siz onu bulup üzerine gelmeye çalışıyorsunuz. Kod dizilerinden birini fare ile, diğerini aynı anda klavye ile yönetiyorsunuz. Kontrolcü ile oynarken muhtemelen bu o kadar da zor bir şey değildi ama klavye ve fareyle inanılmaz sinir bozucu bir hale gelmiş. Ama bunun daha da sinir bozucusu var.
Kilit kırma… Neredeyse her oyunda kilit kırma mekaniği görür olduk. Ve şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki gördüğüm en kötü kilit kırma mekaniği buydu. Ya anahtarı, kilide göre aşağı yukarı kaydıracağız. Bunu yapmak ne kadar zor olabilir ki? Ya bunu bu kadar kötü yapmayı nasıl başardınız? Elim ayağım titredi, oynarken delirdim, her bir kod satırına ayrı ayrı sövdüm. Ya bir çizgiyi, aşağı-yukarı kaydırmayı kodlamanın neresini başaramadınız? Öyle saçma bir hassasiyeti var ve öyle saçma bir girdi gecikmesi var ki, çıldırdım. Şu an bu satırları yazarken bile kalp atışım hızlandı, sinir oldum. Kelimeler kifayetsiz.

Bir oyun mekaniğini kötü yapabilirsiniz. Bir oyunun bazı kısımlarını kötü yapabilirsiniz. Bir oyunun tamamını bile kötü yapabilirsiniz. Ama bu aşağı yukarı oynayan bir çizgi lan. Nesini beceremediniz bunun? Eminim kontrolcü ile oynarken bu kadar sorun yoktur, ancak klavye ve fareyle oynarken rezil bir halde.
Oyun zaten günümüz platformlarında sorunlu. Ben oyunun GOG sürümünü oynadım. GOG sürümünde bazı hata düzeltmeleri yer alıyor modern bilgisayarlar için. Eğer siz oyuna Steam’den sahipseniz bu güncellemeyi Steam sürümüne de kurabiliyorsunuz. Detaylı bilgiye buradan erişebilirsiniz. Oyunu oynarken kontrollerin kütüklüğü dışında çok fazla bir teknik sorunla karşılaşmadım. Oyun kırıcı 2 hatayla karşılaştım ve ikisi de oyunun final görevinde gerçekleşti. En son kayıt dosyasını yüklemem gerekti sorunların düzelmesi için.
Sonuç
Sonuç olarak Alpha Protocol, iyisiyle kötüsüyle bittiğine üzüldüğüm oyunlardan biri oldu. Keşke devamı gelse, dediğim ama devamının hiçbir zaman gelmeyeceğini bildiğim oyunlar listesine biri daha eklendi. Eğer Mass Effect vari RPG oyunlarını seviyorsanız kesinlikle göz atmanızı öneririm. Eğer eski ekol RPG oyunlarıyla haşır neşirseniz oyun size o kadar da irrite edici gelmeyecektir.

