İsonzo, Verdun gibi oyunları duymuşsunuzdur. Hepsi, Birinci Dünya Savaşı’nın farklı cephelerini konu alan oyunlar. Bunları geliştiren BlackMill Games bir Çanakkale Savaşı oyunu yapmış ve şunu söyleyebilirim ki çok güzel olmuş.
Oyunun adının Çanakkale olduğuna bakmayın, aslında tüm Osmanlı Cephelerini konu alıyor. Süveyş, Kut’ül Amare gibi diğer cephelerde de oynuyoruz. Şahsen ben en çok Süveyş haritasını beğendim. Osmanlı olarak saldırıp Süveyş Kanalı’nı ele geçirmeye çalışmak gayet güzel olmuş. Kanalı geçmek için dilerseniz filikalara biniyorsunuz, isterseniz köprü yapıp karşıya geçiyorsunuz.
Bu benim gerçekten çok hoşuma gitti, mesela köprü yapanların yanındayım. Onlar köprüyü yaparken sniper’ı alıp karşı kıyıdan onları durdurmaya çalışanları vuruyorum. Filikayla önden gidenler, köprünün tamamlanmasından önce karaya çıkıp hedef dağıtıyorlar. Bu tarz anlar, gerçekçi savaş ortamını oluşturmaya katkı sağlıyorlar.

Verdun’u, İsonzo’yu ne kadar bilirsiniz bilmiyorum ama hepsi gerçekçiliği temel alan oyunlardı. Gallipoli’de de durum böyle. Oynanış hantal, hiç yoktan gelen bir havan mermisiyle ansızın ölebiliyorsunuz. Mühimmatınız kısıtlı. Merminizi dikkatli harcamanız gerekiyor. Örneğin yakınınızda arkası dönük birini gördünüz. Zaten az olan mermimi korumak için gidip adama kürekle dalıyorum ki uzaktaki adamlara harcayım mermimi.
Oyun tarihsel olarak gerçekçi olmaya çalışıyor. Örneğin İngilizler oyunda daha güçlü. Osmanlı silahları daha zayıf, daha az mermi taşıyabiliyor. Gerçekteki gibi, Osmanlı daha kısıtlı imkanlarla savaşıyor. Osmanlı tarafındaki sniper’ın 5 mermisi varken İngilizlerin 10 mermisi var mesela. Onların silahları daha hızlı ateş ediyor, yanlarında daha fazla mermi taşıyabiliyorlar. Bazı ağır silahlar sadece İngilizlere özel. Ama bir şekilde oyunu dengelemeyi başarmışlar.
Oyun, bölükler ve rollerden oluşuyor. Battlefield’daki gibi kafanıza göre istediğiniz rolü alamıyorsunuz. Örneğin gözcü bölüğünde iki kişi sniper oynayabiliyor ancak diğer bölüklerde sadece tek kişi sniper olabiliyor.

Örneğin subay oldunuz, sadece tabanca taşıyabiliyorsunuz. Ancak işaret verip hava saldırısı ve havan topu saldırısı çağırabiliyorsunuz. Mesela gözcü olup, düşmanları işaretleyebiliyorsunuz. Gözcünün dürbünü gibi bir dürbün daha önce bir oyunda gördüm mü hatırlamıyorum. Baktığınız yere göre manuel olarak yakınlaştırıp uzaklaştırmanız gerekiyor ki bulanık görmeyin.
Rollerin oyuna gerçekten etkisi var. Battlefield’taki gibi dilerseniz bireysel takılamıyorsunuz. Her rol, takım oynanışını bir nebze zorunlu tutuyor. Yok merminiz bitiyor, yok bir dikene takılıyorsunuz ve vücudunuz kanamaya başlıyor, sürekli bir takım arkadaşınızın yardımına ihtiyacınız oluyor. Arkadaşım sniper aldı, ben de cephaneci aldım. O adamı vuruyor, ben de onun mermisi bittikçe mermi veriyorum.
Oyunda en çok hoşuma giden şey tabanca kullanımı oldu. Neden bilmiyorum ama aşırı keyifli. Arıburnu’ndayım. Düşman bölgeyi ele geçirmek üzere, silahımın mermisi bitmiş. Tabancamın son mermileriyle bulunduğum yeri savunmak çok keyifliydi. Böyle bir durumda kalırsanız panikle hareket edersiniz ve animasyonlar vesayre de karakterin panikle hareketlerini destekliyor.

Bazen yakınınıza havan topu düşüyor, ölmüyorsunuz, yaralanmıyorsunuz hatta; ama karakteriniz strese giriyor, panik yapıyor. Eli ayağı titremeye başlıyor, nişan alamıyor. Şarjör değiştirirken zorlanıyor. Bu sanırım serinin daha önceki oyunlarında yoktu ve çok güzel bir ekleme olmuş. Düşman yığınla üzerinize gelirken, eliniz titrese bile bir şekilde onlardan birini vurup öyle ölmek, hani “BEN ORADAYDIM VE SAVAŞTIM” dedirtiyor insana. Bi gaza getiriyor.
Zaten oyunda Türkçe seslendirme de var. Yönettiğimiz karakterin seslendirmeleri çok hoşuma gitmedi ama çevre sesleri cuk diye oturmuş. “Anacım kurtar beni” diye bağıran mı dersin, düşmana söven mi dersin, her şey var. Tam bir savaş meydanı.
Ben oyunu oynarken henüz oyun çıkmamıştı ve çoğunlukla botlara karşı oynuyordum. Tek tük gerçek oyuncu geliyordu maçlara. Böyle oyunların keyfi normalde gerçek oyunculara karşı çıkar ancak ben botlara karşı da çok keyif aldım. Neden, çünkü kolaylar. Biliyorum ki, şimdi oyun çıktı, birkaç hafta içinde lobiler komandolar ile dolu olacak. Insurgency, Verdun, Battlefield 1 gibi oyunların bir komandocu kitlesi olur ve oyunu kimseye oynattırmazlar ya. Hayatsız gibi aynı oyunu oynarlar hani, benim ayda yılda oynayacağım birkaç saatte o adamlar kadar iyi oynamama imkan yok. Ama botlar öyle mi, gayet keyifle oynayabiliyorum onlara karşı. Ben de zaten botlardan bir tık iyiyim.
O yüzden sorun olmuyor. Ancak maalesef yapay zeka kötü. Çevresel farkındalıkları sıfır bile değil, negatif. Önünden geçiyor düşmanlar, far görmüş tavşan gibi bekliyor. Ha diğer önünden geçen düşman da bu sabit duranı görmüyor, onlar da kör. LMG bulmuşum, ateş ediyorum, önüme geçiyor. La çekil, ateş edecem, yok gitmiyor.

Yaralanıyorum, takımınızdan birinin gelip sizi kaldırması gerekiyor. Sırf beni kaldırmak için 4-5 kişi ölüyor. Gelip düşmanın görüşüne çıkıp çıkıp ölüyorlar.
Bunun dışında ben bazı teknik sorunlar yaşadım oyunda. Hafif optimizasyon sorunları yaşadım. Ayrıca bazı noktalarda dürbünlü silahların dürbünü buga giriyor. Ya hiçbir şey göstermiyor, simsiyah kalıyor ya da nişan aldığım yer ile gösterdiği yerin bir alakası olmuyor. Bunlar büyük, oyun kırıcı sorunlar değil ve güncellemeler ile düzeltileceğini düşünüyorum.
Ben oyundan çok memnumdum, ama incelemeyi yazmadan bir de serinin önceki oyunlarına bakayım dedim ve ilk oyun olan Verdun’u açtım. Ve şunu fark ettim ki, Çanakkale inanılmaz yavaş bir oyun. Verdun’a geçince sanki Crysis’te maksimum hız açıp koşuyormuşum gibi oldu. Çok daha akıcı bir oyun Verdun. Karakteriniz hareketleri, silahınız hızı vesayre Çanakkale’de çok hantal kalıyor. Ve üstüne 10 yıl önce çıkmasına rağmen bence savaş atmosferini Çanakkale’den çok daha iyi veriyor. Bunun biraz da etkisi, Çanakkale’deki tüm haritaların ya çölde, ya da benzer bir ortamda geçmesinden kaynaklanıyor. Her yer sapsarı, alan da geniş. Bu yüzden metrekareye daha az oyuncu düşüyor.

Bence oyunun görselliği çok iyi değil, ama şimdi neye göre? 10 yıl önce çıkmış Battlefield 1 bundan çok net daha iyi gözüküyor ancak bu oyunun bütçesi ile Battlefield’ın bütçesi arasında da dağlar var sonuçta.
Oyunun müzikleri gayet güzel olmuş. Osmanlı Dönemindeki marşları güzelce harmanlamışlar. Özellikle maç sonunda, tam kazanacakken çalan müziğe hayran kaldım. Uzun bir süre savunmuşsunuz bölgeyi, birden marş başlıyor, aha diyorsunuz kazanıyoruz.
Bir oyunda aldığım en iyi başarım sanırım bu oyundaydı. Arıburnu’nda, tek bir bölge bile vermeden maç kazanırsanız “Çanakkale Geçilmez” başarımını kazanıyorsunuz ve bence bu çok güzel olmuş.
Günün sonunda eğer gerçekçi oyunları seviyorsanız bence Çanakkale’ye kesinlikle bir göz atmalısınız. Mükemmel bir oyun değil ama keyifli.
Bu ilk bakışı video formatında izleyebilirsiniz.
Oyun için yolladıkları inceleme kodu için BlackMill Games’e teşekkürler.
